Yeni Dünya Düzeni Ve Türkiye
 
İlk Körfez Savaşı günlerinde (1991) ABD Başkanı George Bush (Baba Bush) ilk kez telaffuz etmeye başladığında “Yeni Dünya Düzeni” olarak ifade ettiği şey  ABD’nin askerleri ile “dünyaya nizam verme” hayaliydi.

Ardından “dünyaya demokrasi götürme(!)” bahanesiyle bir sürü işgaller geldi; Irak, Suriye vs. İşgal edildi.
Ama iddia ettikleri gibi ne nizam getirebildiler ne de düzen. Getirdikleri tek şey kan ve gözyaşı idi.

Bu günlerde yeni bir “Dünya Düzeni” kavramı yine gündemde. Ancak bu kez pandemi sonrası insanların alacağı yeni tavır ve dünyanın alacağı yeni nizam için kullanılıyor.

Pandemi sonrası insanların bireysel alışkanlıklarında köklü değişiklikler olacağına pek ihtimal vermiyorum. Belli bir süre bir tedirginlik yaşasak da çok geçmez bir süre sonra eski alışkanlıklarımıza geri döneriz.

Ancak dünya nizamında belirli değişikliklerin olacağı kesin. Zira bu süreçte şunu açıkça gördük ki “Sosyal Devlet”ler, vatandaşlarına sağladığı imkânlar ile “Liberal/Kapitalist Devlet”lere fark attı.

Sosyal devlet vatandaşları özellikle sağlık konusunda ve temel ihtiyaçlarının giderilmesi noktasında devletin nimetlerinden yararlanabilirken; daha liberal devletlerde vatandaşlar ne yazık ki bu imkanlardan yaralanamadı yada ekonomik durumu iyi noktada onlalar yararlanırken alt gelir seviyesinde olanlar maalesef kendilerini ikinci hatta üçüncü sınıf vatandaş gibi hissettirler. 

Bu süreçte iki “sosyal devlet” özelikle ön plana çıktı; Türkiye ve Almanya. Bu ülkeler vatandaşlarına özellikle sağlık alanında sağladıkları imkanlarla süreci iyi yönettiler ve krizi nispeten daha hafif atlattılar.  

Bu durum dünyada sosyal devlet modellerinin ağırlık kazanacağını ve yeni düzende ağırlık merkezlerinin bu devletlere doğru kayacağını hissettiriyor bizlere.

Bunun yanında bu süreç bize şunu da gösterdi ki; üretim modelleri ve özelleştirme politikaları bir daha gözden geçirilmeli.

Yeni dünya düzeninde; özellikle stratejik mal ve hizmetlerin üretiminin bizzat devlet tarafından ya da devletin direkt desteği ile yapıldığı yahut daha da önemlisi kamu- özel işbirliği üretim modelinin ön plana çıktığı bir modelin ağırlık kazanacağını düşünüyorum. 
Böyle bir modelin nimetlerinin de bu süreçte daha net görüldüğü kanaatindeyim. 

Bunun en güzel örneği de Türkiye de üretilen solunum cihazları aslında. Kamu-özel ortaklığı ile yaklaşık 3.500 solunum cihazı üretilirken bunun 1.000 adedi de ihraç edildi. Üretilmeye de devam ediyor.

Ancak bu modelin daha sağlam temellere oturtulabilmesi için devletler açısından güçlü ekonomik kaynaklara sahip olmak ve kaynakların tek elde toplanabilmesi daha da önemli hale gelecektir. Esasında Türkiye Varlık Fonu’nu kurarak bunun ilk ve önemli adımını atmıştı. Ancak bazı sebeplerle varlık fonunu efektif kullanılamadı. “Varlık Fonu” ileride üretime dönük ve efektif bir şekilde kullanılabilirse işte o zaman Yeni Dünya Düzenine uygun bir yapı oluşturulmuş olacaktır.

Burada Türkiye’nin değişik ülkelere yaptığı yardımlara da bir parantez açmak gerekir. Bu yardımların, kısa vadede bir dönüşü görülmese bile uzun vadede gerek Türkiye’nin yurtdışında yapacağı yatırımlar ve gerekse Türkiye’de yapılacak yabancı yatırımlar olarak ve özellikle de Türkiye’nin PR’ı açısından ciddi geri dönüşleri olduğu görülecektir.

Av. Yılmaz Özdemir

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Mustafa Çöpoglu 6 ay önce

Emekliğine sağlık kardeşim güzel bir tespit olmuş

Avatar
Recep Şenveli 6 ay önce

Karma ekonomi en işler ve karlı ekonomi gibi gözüküyor. Ama bu pandemi den sonra paralar dijitale dönerse özgürlükler kısıtlanır. Bence bu husus hepsinden önemli.

banner5