Yılmaz ÖZDEMİR*   –  Ülkemizdeki Suriyeliler Gerçekten Mülteci mi?

Mart 2011 tarihinden beri komşumuz Suriye’de bir iç savaş yaşanmakta ve bu iç savaştan dolayı insanlar komşu ülkelere göç etmek durumda kalmaktadır.

Bu göçten en son etkilenen ülkelerin başında Türkiye gelmektedir. Tükiye en fazla Suriyeliyi ağırlayan komşu ülke konumundadır..

Belirtmek gerekir ki bu Türkiye’nin ilk defa karşılaştığı bir durum değildir. Anadolu toprakları çok eski tarihlerden beri devam eden bir şekilde yerinden bir şekilde edilen insanların sığınağı olmuştur. 1933-1945 yılları arasında Almanya’dan, 1988 yılında ve 1991 yılında Birinci Körfez Savaşı sırasında Irak’tan, 1992-1998 yılları arasında Bosna’dan, 1999 yılında Kosova’dan, 2001 yılında Mekadonya’dan, 2011 yılından sonra da yoğun bir şekilde Suriye’den olmak üzere birçok insan Türkiye’ye göç etmek zorunda kalmıştır. Bunların yanında Pakistan, Afkanistan ve İran’dan ülkemize gelenleri de unutmamak gerekir. Bunların yanında 1923-1945 tarihleri arasında Balkanlardan ve 1989 yılında Bulgaristan’dan soydaşlarımız da oturdukları ülkelerden gördükleri ayrımcılık ve zulümler nedeniyle ülkemize göç etmek zorunda kalmışlardır.

Göçmen, mülteci ve sığınmacı kavramlarını tanımlayarak başlamak konunun daha iyi anlaşılması açısından uygun olacaktır. Zira mülteci, sığınmacı ve göçmen; uluslararası hukuka göre üç farklı statüdür.

Konumuz açısından uluslararası temel mevzuat olan 1951 tarihli Mültecilerin Durumuna İlişkin Cenevre Sözleşmesi mülteciyi şöyle tanımlamaktadır; mülteci ırk, dil, din, tabiyet ve belirli bir statüye tabi olma gibi haklı nedenler ile ülkesini terk etmek zorunda kalan kişiye denir.

Cenevre Sözleşmesinde bir tanım yapılmamış olsa da uluslararası litaratürde sığınmacı, mülteci olarak uluslararası koruma arayan ancak statüleri henüz resmi olarak tanınmamış kişiler olarak tanımlanır. Statüleri resmi olarak tanınmamış da olsa, sığınmacılar Menşei ülkelerine zorla geri gönderilemezler ve haklarının korunması gerekir.

5543 Sayılı İskân Kanunu ile mülga hale gelen 1934 Sayılı 2150 Sayılı İskân Kanunu ise mülteci “Türkiye de yerleşmek maksadıyla olmayıp bir zaruret ile muvakkat (geçici) oturmak üzere sığınanlar” olarak tanımlamıştır.

Göçmen ise ülkesinden ekonomik veya diğer nedenlerle gönüllü olarak ayrılan kişi demektir. Yani göçmenler ülkelerini kendi istekleri doğrultusunda terk ederken, mülteciler ülkelerini terk etme zorunda kalan ya da terk ettirilen kişilerden oluşmaktadır.

5543 Sayılı İskân Kanunumuz ise göçmeni  “Türk soyundan ve Türk kültürüne bağlı olup, yerleşmek amacıyla tek başına veya toplu halde Türkiye’ye gelip bu Kanun gereğince kabul olunanlar” olarak tanımlamaktadır. Kanun ile göçmen kavramının daraltıldığı ve sadece Türk soyundan ve Türk kültürüne bağlı olanların göçmen olarak kabul edildiği açıktır.

Ancak belirtmek gerekir ki bu tanımlamalar kesin bir şekilde birbirinden ayrılmamakta kavramlar birbirleri yerine de kullanılabilmektedir. Örneğin Uluslararası Göç Örgütü (IOM) mültecileri de göçmen kategorisine almaktadır. Ancak örgüte göre her mülteci göçmen sayılsa da her göçmen mülteci değildir.

 

Mülteciler ile ilgili kısmi tanımlamalar ve düzenlemeler medeni ve siyasi haklar sözleşmesi ile Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 3. Maddesinde ve 1984 tarihli İşkencenin Önlenmesine İlişkin Sözleşme’de yer almışsa da uluslararası hukukta mülteciler açısından en önemli mevzuat 1951 tarihli Mültecilerin Durumuna İlişkin Cenevre Sözleşmesi’dir. Türkiye Cenevre Sözlemesini 29 Ağustos 1961 yılında onaylamıştır. Bu sözleşmeye göre mültecilik statüsü sadece Avrupa’dan gelen kişilere verilebiliyordu ve sözleşme 1950 öncesi olayları kapsıyordu.  Ancak 1967 yılında yapılan ek protokol ile zamana ve coğrafi alana ilişkin kısıtlama kaldırıldı. Bu nedenle zaman kısıtlması olmaksızın Avrupa dışından gelenlere de mülteci statüsü verilebilir hale geldi. Türkiye ise ek protoklü 1 Temmuz 1968 tarihinde “mekân sınırlanmasınının kaldırılmasına çekince koymak” sureti ile onaylamıştır.  Yeni Türkiye için bu sözleşmeye göre mülteci statüsü halen Avrupa’dan gelenleri kapsamaktadır.

 

Türkiye’de Anayasa’nın 90. Maddesine göre usulüne uygun onaylanmış uluslararası sözleşmeler anayasadan sonra ve kanunlardan önce gelmek üzere normlar hiyararşisinde yer aldığından 1951 Cenevre Sözleşmesi iç hukuk açısından bağlayıcı bir sözleşmedir. Bunun yanında 14.06.1934 tarihli 2150 sayılı İskân Kanunu, 1950 Tarihli 5682 Sayılı Pasaport Kanunu, 15.07.1950 tarihli 5683 Sayılı Yabancıların Türkiyede İkamet Seyehatleri Hakkında Kanun gibi mevzuatlarda da mültecilere ve göçmenlere uygulanacak bazı prosedürler belirlenmiştir.

Esasında Türkiye’de mülteci ve sığınmacılar ile ilgili işlemlerin yasal temele dayandırılması 14.09.1994 tarihinde 94/6169 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile çıkarılan İltica/Sığınmacı Yönetmeliği ile gerçekleştirilmiştir.  Bu yönetmelikte mülteci ve sığınmacı tanımlaması ayrı ayrı yapılmıştır. Bu yönetmeliğe göre Avrupa dışından gelenler Cenevre Sözleşmesi Ek Protokolüne konan çekinceye paralel olarak “mülteci” değil, “sığınmacı” sayılırlar. Başka bir ifade ile Avrupa’dan gelenler mülteci, Avrupa dışından gelenler “sığınmacı” olarak adlandırılırlar.

Daha sonra ise 2013 yılında Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu çıkartılmıştır. Bu kanunla Göç İdaresi Genel Müdürlüğü kurulmuş, 22.10.2014 tarihinde ise Geçici Koruma Yönetmeliği çıkarılmıştır. Geçici Koruma Yönetmeliği Uluslar Arası Hukuk ve AB Mevzuatına uyumlu düzenlemeler içermektedir.

Bu yönetmelikte geçici koruma“ülkesinden ayrılmaya zorlanmış, ayrıldığı ülkeye geri dönemeyen, acil ve geçici koruma bulmak amacıyla kitlesel olrak sınırlarımıza gelen veya sınırlarımızdan geçen ve haklarında bireysel olarak uluslar arası koruma statüsü belirleme işlemi yapılamayan yabancılara sağlanan koruma” olarak tarif edilmiştir.

Ayrıca bu Yönetmelikle geçici koruma statüsü verilenlerin hakları ve yükümlülükleri detaylı olarak düzenlenmiş, bir bakıma Suriyelilerin Türkiye’deki hukuki statüsü ile hak ve yükümlülükleri netlik kazanmıştır.

Mevzuattaki tanımlamalara göre Suriyelilerin tabi olduğu statü “geçici koruma”dır.  Başka bir anlatımla Türkiye, Suriyelileri Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu’nda düzenlenen “geçici koruma” kapsamına almakta ve “şartlı mülteci” kabul etmektedir.

 

Türkiyedeki Suriyeli sığınmacıların sayısı Göç İdaresi Genel Müdürlüğü verilerine göre 19 Mart 2020 tarihi itibari ile 3 milyon 587 bin 779’dır. Aynı tarih itibari ile geçici barınma merkezlerinde kalan Suriyelilerin sayısı 63 bin 948, şehirlerde yaşayan Suriyeli sayısı ise 3 milyon 523 bin 831 kişi olarak açıklanmıştır.

Sığınmacıların cinsiyet ve yaş sınıflandırılmasına bakıldığında ise Suriyeli erkeklerin toplam Suriyeli sayısına oranı %53,9; Suriyeli kadınların oranı ise %46,1’dir. 60 yaşına kadarki nüfusta kadın sayısı erken sayısından fazla iken 60 yaşın üzerindeki nüfusta ise kadın sayıları erkek sayılarından fazladır. Genç nüfus olarak kabul edilebilecek 15-30 yaş arasında nüfus ise 1.098.670’tir. Yine Türkiyede yaşayan ve geçici koruma kapsamında bulunan 10 yaşın altındaki Suriyelilerin sayısı 1 milyon 31 bin 226 kişi olup bu sayı Türkiye’deki Suriyeli nüfusunun %28,7’sine tekabül etmektedir.

Türkiye’de ülkeye sığınan Suriyelilere AFAD tarafından insani yardım ve koruma sağlanmaktadır. Bu kuruma Kızılay ve diğer STK’lar da destek vermektedir.

 

Türkiye’nin tabi olduğu Uluslararası Göç Hukuku mevzuatına göre Tükiye Avrupa dışından gelen kişileri “mülteci/sığınmacı olarak kabul etmemektedir. Bu anlamda Suriyeliler de Türkiye de mülteci/sığınmavı statüsünde değilerdir. Suriyelilerin tabi olduğu statü  “Geçici Koruma” statüsüdür. Bu statüde olanlar ise Geçici Koruma Yönetmeliği çerçevesinde bir takım haklara sahip oldukları gibi aynı zamanda yükümlülüklere de sahiptirler.    Esasında Türkiye’deki Suriyelerin durumu Türkiye açısından külfet gibi görülse de, olayın insani boyutunun yanında göçmenlerin Türkiye’nin iş gücüne katkısı, ülkelerine döndüklerinde Türk kültürünü ve Türkçe’yi öğrenmiş olarak dönmeleri ve Türkiye’ye sempati ile bakmaları gibi olumlu yönlerinin de olduğu unutulmamaladır.

 

  • Göç Hukuku Dergisi (Cilt: 2 • Sayı: 3 • Ocak-Haziran 2016 • Türkiye’de Göç Politikaları: İskân Kanunları Üzerinden Bir İnceleme/ Canan Emek İnan

  • Ankara Barosu Dergisi (2015-2) / Doç. Dr. Ülkü HALATÇI ULUSOY ile Röportaj

  • Mülteci Hakları Merkezi / https://www.mhd.org.tr/images/yayinlar/MHM-MHEK-V2017-08.pdf

  • Kırklareli Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dergisi (ISSN: 2146-3417 / E-ISSN: 2587-2052) Yıl: 2017 – Cilt: 6 – Sayı: 2) / ULUSLARARASI GÖÇ HUKUKU PERSPEKTİFİNDE YERİNDEN EDİLMİŞ SURİYELİLER’İN TÜRKİYE’DEKİ STATÜSÜ – Adem ÇİÇEKSÖĞÜT

  • Mülteciler Derneği (https://multeciler.org.tr/turkiyedeki-suriyeli-sayisi/)

  • Türkiye Göç İdaresi Genl Müdürlüğü (www.goc.gov.tr)

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5